Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Arkeoloji Bölümü’nden bir akademisyen, İtalya’nın Napoli kenti yakınlarındaki dünyaca ünlü Pompeii Antik Kenti’nde yürütülen uluslararası bir kazı projesine yapay zeka desteği sağlıyor. MS 79 yılında Vezüv Yanardağı’nın patlamasıyla lav ve küller altında kalan, 18. yüzyıldan beri devam eden kazılarla gün yüzüne çıkarılan Pompeii, bugün modern teknolojilerin de test edildiği bir açık hava laboratuvarına dönüşmüş durumda. PAÜ’lü araştırmacı, bu laboratuvarın en yeni “çalışanı” olan yapay zeka algoritmalarıyla, antik kentin hâlâ aydınlatılamamış bölgelerini haritalandırmayı ve buluntuların dijital restorasyonunu hızlandırmayı hedefliyor.
Proje kapsamında geliştirilen yapay zeka modelleri, toprak altındaki yapıların radar ve lazer tarama verilerini analiz ederek kazı yapılması gereken noktaları tahmin ediyor. Aynı zamanda daha önce çıkarılan mozaik, fresk ve duvar yazılarının fotoğraflarını tarayarak kırık parçaların sanal olarak eşleştirilmesini ve orijinal renklerinin yeniden oluşturulmasını sağlıyor.
Bu yöntem, hem kazı maliyetlerini düşürüyor hem de fiziksel müdahalenin eserlere verdiği zararı en aza indiriyor. PAÜ’lü akademisyenin bu çalışmaya katılımı, Türkiye’nin arkeolojide dijital dönüşüm alanında küresel bir oyuncu olduğunu da kanıtlıyor.
Pompeii’de Yapay Zeka Devrimi: Kazının Geleceği
Pompeii, her yıl ortalama 2,5 milyon turist ağırlayan bir açık hava müzesi. Ancak 66 hektarlık dev alanın hâlâ yaklaşık üçte biri kazılmamış durumda. Geleneksel yöntemlerle bu bölgelerin tamamen açığa çıkarılması onlarca yıl alabilir. İşte bu noktada Pompeii yapay zeka araştırması devreye giriyor.
Proje, İtalya Kültür Bakanlığı ve Napoli Üniversitesi iş birliğiyle yürütülüyor. PAÜ’lü akademisyenin görevi, makine öğrenimi algoritmalarını Pompeii’nin jeofizik haritalarına uyarlamak. Algoritmalar, daha önce kazılmış bölgelerdeki yapı yoğunluğu, duvar kalınlığı ve malzeme türü gibi verileri öğrenerek henüz kazılmayan alanlarda yeraltı yapılarının olası yerlerini belirliyor. İlk testlerde bu yöntemin başarı oranı %92 olarak ölçüldü.
Dijital Restorasyonun Gücü: Kaybolan Renkler Geri Geliyor
Yapay zeka sadece kazı planlamasında değil, buluntuların restorasyonunda da kullanılıyor. Pompeii’nin ünlü fresklerindeki solmuş boyalar, gün ışığı ve havaya maruz kaldıktan sonra hızla bozuluyor. PAÜ’lü araştırmacının geliştirdiği bir model, eski kazı fotoğraflarındaki renk spektrumlarını analiz ederek fresklerin orijinal hallerini yüksek çözünürlükte yeniden canlandırabiliyor. Bu sayede geçmiş yıllarda kazılmış ancak zamanla tahrip olmuş 200’den fazla freskin dijital kopyası, araştırmacıların kullanımına sunuldu.
Uluslararası İş Birliği ve Türk Bilim İnsanının Rolü
Bu çalışma, Türkiye-İtalya arkeoloji iş birliğinin en somut örneklerinden biri olarak kayıtlara geçiyor. PAÜ’lü akademisyen, proje kapsamında altı aylığına Napoli’de bulunuyor. Çalışmanın çıktıları, önümüzdeki yıl Journal of Cultural Heritage dergisinde yayımlanacak. Ayrıca proje sonuçlarının, PAÜ’nün lisans ve lisansüstü arkeoloji programlarında ders materyali olarak kullanılması planlanıyor. Türk öğrenciler, bu sayede dünyanın en prestijli antik kentinde uygulanan en son dijital teknikleri eğitim müfredatı üzerinden takip etme şansı yakalayacak.
Geleneksel Arkeolojiye Karşı Yapay Zeka: Ne Değişiyor?
Aşağıdaki tabloda, Pompeii kazılarında kullanılan geleneksel yöntemler ile yeni yapay zeka destekli teknikler arasındaki temel farklılıklar özetlenmiştir:
| Parametre | Geleneksel Yöntem | Yapay Zeka Destekli Yöntem |
|---|---|---|
| Alan Tarama | Elle yapılan sondaj ve manuel haritalama (yıllar sürebilir) | Radar + lazer tarama verilerinin yapay zeka ile işlenmesi (haftalar) |
| Eser Tespiti | Kazı sırasında fiziksel görme ve belgeleme | Görüntü tanıma ile kırık parçaların otomatik eşleştirilmesi |
| Restorasyon Süresi | Tek bir fresk için 6-12 ay | Dijital restorasyon 2-3 gün, fiziksel uygulama için doğru renk paleti sağlanır |
| Maliyet | Metrekare başına yüksek iş gücü maliyeti | Yazılım ve donanım yatırımı ile iş gücü ihtiyacının %40 azalması |
| Eser Koruma | Fiziksel müdahale riski yüksek | Dijital ikizleme sayesinde esere zarar vermeden analiz imkanı |
Bu Çalışma Neden Önemli? Türkiye İçin Çıkarımlar
Pompeii gibi dünya mirası bir alanda uygulanan bu teknoloji, Türk arkeolojisinin dijital çağa ayak uydurması açısından büyük bir adım. PAÜ’lü akademisyenin bu projedeki varlığı, Türkiye’nin yalnızca kazı iş gücü değil, aynı zamanda yazılım ve yapay zeka bilgisiyle de bu alana katkı sağlayabildiğini gösteriyor.
Türkiye’deki üniversitelerde arkeoloji bölümlerinde yapay zeka dersleri henüz yaygın değil. Ancak bu tür uluslararası iş birlikleri, önümüzdeki dönemde arkeoinformatik (arkeolojik bilişim) adı verilen disiplinlerarası alanın Türkiye’de de gelişmesine zemin hazırlayabilir. PAÜ, bu projeyle Avrupa’daki benzer araştırma ekosistemlerine entegre olma yolunda önemli bir referans kazanmış oldu.
Pompeii’nin Geleceği: Dijital İkiz ve Sanal Gerçeklik Turizmi
Çalışmanın ikinci aşamasında, yapay zekâ ile oluşturulan yüksek çözünürlüklü modellerin birleşerek Pompeii’nin tam bir dijital ikizini oluşturması hedefleniyor. Bu sayede, fiziksel olarak seyahat edemeyen araştırmacılar ve meraklılar sanal gerçeklik gözlükleriyle antik kenti adım adım keşfedebilecek. İtalya Kültür Bakanlığı, 2025 yılına kadar dijital Pompeii platformunu halka açmayı planlıyor. Bu platformda PAÜ’lü akademisyenin geliştirdiği renk canlandırma algoritmaları da kullanılacak.
Sonuç: Bilimin Sınır Tanımadığının Kanıtı
PAÜ’lü akademisyenin İtalya’da hayata geçirdiği bu yapay zeka destekli Pompei araştırması, Türkiye’nin uluslararası bilim arenasındaki yerini güçlendiren somut bir örnektir. Antik bir kentin modern teknolojiyle yeniden yorumlanması, sadece arkeolojiye değil, yapay zeka mühendisliğine de yeni ufuklar açıyor. Türk öğrenciler ve araştırmacılar, bu çalışmayı referans alarak kendi ülkelerindeki antik kentlerde benzer projeler geliştirebilir. Örneğin, Efes, Hierapolis ya da Çatalhöyük’te uygulanacak yapay zeka yöntemleri, kazı sürelerini kısaltabilir ve buluntuların korunmasına katkı sağlayabilir. Pompeii’de atılan bu adım, bir anlamda küresel arkeolojinin geleceğine de yön veriyor: Geçmişi anlamanın en güçlü anahtarı, bugünün teknolojisidir.







