Belçika üniversitelerinde görev yapan yüzlerce akademisyen, İsrail’in Filistin topraklarındaki politikalarını protesto etmek amacıyla geniş çaplı bir boykot çağrısına imza attı. Bu hareket, Avrupa’daki akademik boykot dalgasının en somut örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Peki bu çağrı tam olarak neyi kapsıyor, hangi üniversitelerde yankı buluyor ve en önemlisi – Belçika’da eğitim gören Türk öğrencileri nasıl etkileyebilir? İşte konunun tüm boyutlarıyla derinlemesine analizi.
Gelişme, Belçika’nın önde gelen üniversitelerinden KU Leuven, Université Libre de Bruxelles (ULB), Gent Üniversitesi ve Liège Üniversitesi’nden akademisyenlerin ortak bir bildiri yayımlamasıyla gündeme geldi. Bildiride, İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki uygulamaları “uluslararası hukukun açık ihlali” olarak nitelendirilirken, “akademik kurumlar olarak bu suçlara ortak olmayacağız” ifadesi kullanıldı. Çağrı, İsrail üniversiteleriyle her türlü kurumsal iş birliğinin askıya alınmasını, ortak araştırma projelerinin durdurulmasını ve İsrail merkezli akademik yayınların boykot edilmesini içeriyor.
Belçika’da Akademik Boykotun Arka Planı
Belçika, son yıllarda Filistin davasına en duyarlı Avrupa ülkelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ülkede 2014 yılında başlatılan BDS (Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar) hareketi, özellikle üniversite kampüslerinde güçlü bir taban bulmuş durumda. 2023-2024 döneminde Belçika genelinde en az 12 üniversitede Filistin’e destek gösterileri düzenlendi. Bu son boykot çağrısı ise ilk kez bu kadar geniş bir akademisyen kitlesi tarafından kurumsal düzeyde dile getiriliyor.
Çağrı metninde, “Bizler, bilginin tarafsız ve adil bir dünya için kullanılması gerektiğine inanan akademisyenler olarak, İsrail’in işgal ve apartheid politikalarına akademik meşruiyet kazandırmayı reddediyoruz” deniliyor. Şu ana kadar 400’e yakın akademisyenin imzaladığı bildiriye, her geçen gün yeni imzalar ekleniyor. Özellikle sosyal bilimler, hukuk ve tıp fakültelerinden yoğun katılım olduğu gözlemleniyor.
Belçika Üniversitelerinin Tutumu
Belçika’daki üniversite yönetimleri bu çağrıya temkinli yaklaşıyor. Bir yandan akademik özgürlük vurgusu yapılırken, diğer yandan kurumsal iş birliklerinin devam etmesi gerektiği savunuluyor. Aşağıdaki tablo, büyük üniversitelerin boykot çağrısına karşı mevcut pozisyonlarını özetlemektedir:
| Üniversite | Resmi Tutum | Akademisyen Desteği | İsrail’le Mevcut İş Birliği |
|---|---|---|---|
| KU Leuven | “Akademik özgürlüğe saygı duyuyoruz, ancak kurumsal boykotu desteklemiyoruz” | Yüksek (150+ imza) | Ortak araştırma programları ve değişim anlaşmaları |
| ULB (Université Libre de Bruxelles) | “Bildiriyi not aldık, öğrenci ve öğretim üyelerinin inisiyatifine açık” | Orta (80+ imza) | Sınırlı sayıda bireysel iş birliği |
| Gent Üniversitesi | “İnsan hakları ihlallerine karşı duruşumuz nettir; ancak boykot tek çözüm değil” | Yüksek (120+ imza) | EU çerçevesinde bazı projeler |
| Liège Üniversitesi | “Resmi bir açıklama yapılmadı; rektörlük konuyu değerlendiriyor” | Düşük-Orta (40+ imza) | Az sayıda ikili anlaşma |
Tablodan da görüleceği üzere, akademisyenler arasında boykota destek giderek artmasına rağmen, yönetimler kurumsal taahhütler nedeniyle resmi adım atmaktan kaçınıyor. Ancak bu durum, özellikle genç araştırmacılar ve doktora öğrencileri arasında hayal kırıklığı yaratmış durumda.
Bu Gelişme Neden Önemli?
Belçika’daki bu hareket, Avrupa genelinde İsrail’e yönelik akademik boykotun yayılması açısından kritik bir eşik olarak değerlendirilebilir. Birleşik Krallık, İrlanda, Norveç ve İspanya’da benzer çağrılar daha önce yapılmış olsa da, Belçika’nın AB’nin merkezinde yer alması ve birçok uluslararası kuruma ev sahipliği yapması bu çağrıya ayrı bir ağırlık kazandırıyor. Ayrıca Belçika, NATO ve AB’nin önemli karargahlarına ev sahipliği yaptığı için, buradan yükselecek bir boykot sesi diplomatik alanda da yankı bulabilir.
Öte yandan bu çağrı, akademik dünyada derin bir etik tartışmayı da beraberinde getiriyor. Bir ülkenin hükümetinin politikalarını protesto etmek için o ülkenin akademik kurumlarını boykot etmek doğru mu? Bazı akademisyenler, bu tür eylemlerin “bilimin evrenselliği” ilkesine zarar verdiğini savunurken, destekleyenler ise “bilim tarafsız olamaz; adaletin olmadığı yerde bilim de olamaz” diyerek karşı çıkıyor.
Türk Öğrencilerini Nasıl Etkiler?
Belçika’da eğitim gören yaklaşık 5 bin Türk öğrenci bulunuyor. Bu öğrencilerin önemli bir kısmı Erasmus+ programı, YTB (Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı) bursları veya bireysel başvurularla Belçika üniversitelerinde öğrenim görüyor. Peki bu boykot çağrısı onların eğitim hayatını doğrudan etkileyecek mi?
Kısa vadede hayır. Çünkü boykot çağrısı henüz kurumsal bir karara dönüşmüş değil. Ancak orta ve uzun vadede şu senaryolar gündeme gelebilir:
- Değişim programları: Türk üniversiteleri ile Belçika üniversiteleri arasındaki mevcut anlaşmalar etkilenmez. Ancak İsrail’le ortak projeler yürüten Türk akademisyenler, Belçika’daki bağlantıları üzerinden dolaylı olarak baskı hissedebilir.
- Araştırma iş birlikleri: Eğer boykot resmiyet kazanırsa, Belçika’da doktora veya post-doc yapan Türk araştırmacıların İsrailli meslektaşlarıyla ortak yayın yapması veya proje yürütmesi zorlaşabilir. Bu durum özellikle mühendislik ve moleküler biyoloji gibi alanlarda çalışanları etkileyebilir.
- Akademik iklim: Kampüslerde artan politik gerilim, Türk öğrencilerin de kendilerini konumlandırmasını gerektirebilir. Özellikle İsrail-Filistin meselesine duyarlı olan öğrenciler için bu durum bir aidiyet sorunu yaratabilir.
Türkiye’den Belçika’ya yüksek lisans veya doktora yapmak isteyen adaylar için ise herhangi bir engel söz konusu değil. Hatta tam tersine, bazı Türk akademisyenler bu boykot çağrısını “etik bir duruş” olarak gördükleri için Belçika üniversitelerine ilginin artabileceğini belirtiyor.
Rakamlarla Belçika-İsrail Akademik İlişkisi
Konuyu daha somut hale getirmek için Belçika ile İsrail arasındaki akademik bağların boyutuna bakmak faydalı olacaktır:
- Ortak araştırma projeleri: 2020-2024 yılları arasında Belçika ve İsrail arasında 270’ten fazla ortak araştırma projesi yürütüldü. Bunların büyük kısmı AB’nin Horizon Europe programı çerçevesinde gerçekleşti.
- Öğrenci değişimi: Erasmus+ programı kapsamında her yıl yaklaşık 200 Belçikalı öğrenci İsrail’e, 250 İsrailli öğrenci de Belçika’ya gidiyor.
- Ortak yayınlar: Son 10 yılda Belçika ve İsrail merkezli araştırmacıların birlikte yayımladığı bilimsel makale sayısı 4.500’ün üzerinde. Bu sayı, Belçika’nın toplam uluslararası yayınlarının %2,3’üne denk geliyor.
- Fon akışı: Belçika hükümeti ve araştırma konseyleri (FNRS, FWO) tarafından İsrail üniversitelerine aktarılan doğrudan fon miktarı yıllık 7 milyon Euro civarında.
Bu rakamlar, boykot çağrısının sadece sembolik olmadığını, aynı zamanda maddi ve bilimsel sonuçları olacağını gösteriyor. Eğer boykot geniş çaplı bir kabul görürse, Belçika’nın İsrail’e sağladığı akademik destek ciddi ölçüde azalabilir.
Hukuki Boyut ve Üniversite Yönetimlerinin Kıskacı
Belçika’da üniversite yönetimlerinin boykot çağrısına doğrudan katılmasının önünde ciddi hukuki engeller var. Öncelikle, Belçika Anayasası’nın 11. maddesi, eğitim ve araştırma kurumlarının tarafsızlığını garanti altına alıyor. Ayrıca AB hukuku çerçevesinde, üye ülkeler arasındaki akademik iş birliğini kısıtlayıcı tedbirler almak serbest ticaret ve dolaşım ilkelerine aykırı sayılabiliyor. Bu nedenle üniversite rektörleri, “bireysel olarak akademisyenlerin boykot yapmasının önünde bir engel yok, ancak kurumsal düzeyde buna katılamayız” gibi bir denge politikası izliyor.
Ancak bu durum, çağrıyı etkisiz kılmıyor. Zira boykotun en etkili ayağı zaten bireysel tercihler: dergilere makale göndermemek, konferanslara katılmamak, ortak proje tekliflerini reddetmek. Bu tür eylemler kurumsal bir karar gerektirmediği için, tek bir akademisyenin bile başlattığı zincirleme bir etki yaratabiliyor.
Sonuç: Belçika’daki Akademik Boykotun Geleceği
Belçika’daki akademisyenlerin İsrail’e yönelik boykot çağrısı, Avrupa’da Filistin davasına verilen desteğin kurumsal bir ifadesi olarak önemli bir yer tutuyor. Henüz resmi bir yaptırım gücü olmasa da, bu çağrı akademik dünyada bir farkındalık yaratmış ve tartışmayı yeniden alevlendirmiştir. Önümüzdeki aylarda imza sayısının artması ve daha fazla üniversitede benzer bildirilerin yayımlanması bekleniyor.
Türk öğrenciler için ise durum şu an itibarıyla riskli değil. Aksine, bu tür etik duruşların olduğu bir akademik ortamda eğitim almak, öğrencilerin küresel adalet bilincini geliştirmeleri açısından bir fırsat olarak da görülebilir. Ancak öğrencilerin, bulundukları kampüslerdeki politik iklime karşı duyarlı olmaları ve kendi pozisyonlarını netleştirmeleri gerekiyor.
Son olarak, bu gelişmenin Türkiye’deki akademik çevrelere de yansıması muhtemel. Türkiye’de Filistin’e destek konusunda güçlü bir kamuoyu bulunuyor. Belçika’daki bu hareketin, Türk üniversitelerinde de benzer tartışmaları tetiklemesi ve belki de İsrail’le olan akademik ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesine yol açması sürpriz olmaz.
Değişen dünya düzeninde, bilim artık sadece laboratuvarlarda değil, sokaklarda ve meydanlarda da üretiliyor. Belçika’daki bu boykot çağrısı, işte bu yeni bilim anlayışının en somut örneklerinden biri olarak tarihe geçecek gibi görünüyor.







