**Belçika’da 4.500’ü aşkın akademisyen, gazeteci ve öğrenci, ülkedeki üniversitelerin İsrail’le tüm akademik iş birliklerini kesmesini talep eden bir bildiriye imza attı.** 2025 yılının Nisan ayı itibarıyla kamuoyuna duyurulan bu girişim, Gazze’de devam eden insani kriz ve uluslararası hukuk ihlalleri karşısında akademik dünyanın sessiz kalmayacağını gösteriyor. İmzacılar arasında Leuven Katolik Üniversitesi (KU Leuven), Gent Üniversitesi ve Brüksel Özgür Üniversitesi (ULB) gibi köklü kurumların öğretim üyeleri de bulunuyor.
Hareket, daha önce **“Akademik Boykot İçin Belçika Ağı”** adı altında örgütlenen bir platform tarafından başlatıldı. Platform, İsrail’in Filistin topraklarındaki işgal politikaları ve özellikle Gazze Şeridi’nde sivil hedeflere yönelik saldırıları nedeniyle, akademik kurumların bu sürecin bir parçası olmaması gerektiğini savunuyor.
Küresel Akademik Boykot Hareketi Nereye Evriliyor?
Belçika’daki bu gelişme, son birkaç yıldır dünya genelinde yükselen **akademik boykot ve yaptırım taleplerinin** en somut örneklerinden biri. 2023’ün Ekim ayından bu yana İsrail’in Gazze’de yürüttüğü askeri operasyonlar, birçok ülkede üniversite kampüslerinde protestolara ve boykot çağrılarına yol açtı. Ancak Belçika’daki bu kampanya, imza sayısının yüksekliği ve kurumsal düzeyde bir yanıt alması açısından dikkat çekiyor.
Belçika’daki kampanyanın en önemli farkı, yalnızca bireysel akademisyenleri değil, aynı zamanda üniversite yönetimlerini de hedef alması. İmzacılar, üniversite rektörlerine hitaben yazdıkları mektupta, İsrail’le yapılan ortak araştırma projelerinin, değişim programlarının ve fon bağlantılarının derhal sonlandırılmasını istiyor. Aksi takdirde, “akademik özgürlük” kavramının savaş suçlarına ortak olmak anlamına geldiğini vurguluyorlar.
İmza Kampanyasının Hedefleri ve Gerekçeleri
Kampanyanın resmi bildirisinde, İsrail üniversitelerinin işgal altındaki topraklardaki yerleşim birimlerinde faaliyet gösterdiğine, Filistinli akademisyenlerin hareket özgürlüğünün kısıtlandığına ve birçok Filistinli öğrencinin eğitim hakkının engellendiğine dikkat çekiliyor. Bu gerekçeler, uluslararası hukukta “apartheid” ve “soykırım” olarak tanımlanan eylemlere akademik kurumların alet edilmemesi gerektiği tezine dayanıyor.
Belçika’daki akademik boykot çağrısı, yalnızca sembolik bir protesto değil; somut adımlar içeriyor:
– İsrail üniversiteleriyle yapılan ikili anlaşmaların askıya alınması
– Ortak araştırma fonlarının kesilmesi
– İsrail’de düzenlenen konferans ve sempozyumlara katılımın durdurulması
– Filistinli akademisyenler için burs ve destek programlarının artırılması
Belçika’daki Akademik Boykot Hareketinin Türk Öğrencilere Etkisi
Bu gelişme, Türkiye’deki üniversite öğrencileri ve akademisyenler için de önemli dersler ve fırsatlar barındırıyor. Türkiye’nin birçok üniversitesi, Erasmus+ gibi değişim programları kapsamında Belçika’daki kurumlarla iş birliği yapıyor. Belçika’da İsrail’le akademik bağların kesilmesi, bu ülkede okuyan Türk öğrencilerin doğrudan etkilenebileceği bir süreç değil; ancak Türkiye’deki benzer kampanyalar için bir model oluşturabilir.
Türkiye’den Belçika’ya lisansüstü eğitim için giden öğrenciler, özellikle KU Leuven ve Gent Üniversitesi gibi kurumlarda, bu boykot çağrısının kampüs iklimini nasıl etkilediğini bizzat gözlemliyor. Bazı Türk öğrenci toplulukları, Filistin dayanışma gruplarıyla ortak etkinlikler düzenleyerek bu hareketi desteklediklerini açıkladı.
Tabloyla Karşılaştırma: Avrupa’da Akademik Boykot Çağrıları
Belçika’daki bu girişim, Avrupa genelinde İsrail’e yönelik akademik boykot hareketlerinin bir parçası. Aşağıdaki tablo, farklı ülkelerdeki benzer kampanyaların durumunu özetliyor:
| Ülke | Kampanya Adı | İmza Sayısı | Hedef | Durum |
|——|————–|————-|——-|——-|
| Belçika | Belçika Akademik Boykot Ağı | 4.500+ | Tüm üniversitelerle İsrail bağlarının kesilmesi | Aktif, rektörlere mektup gönderildi |
| Birleşik Krallık | UCU (University and College Union) | 5.000+ | İsrail kurumlarıyla iş birliğinin durdurulması | 2024’te oylama yapıldı, kabul edildi |
| İspanya | Boicot Académico a Israel | 3.200+ | Araştırma fonlarının kesilmesi | Bazı üniversiteler sembolik karar aldı |
| Almanya | BDS Akademik Boykot Çağrısı | 2.800+ | Değişim programlarının askıya alınması | Sınırlı kabul, hukuki engeller var |
| İtalya | Accademia per la Palestina | 1.500+ | Konferans boykotu | Devam ediyor |
Belçika, imza sayısı bakımından nüfusuna oranla en yüksek katılımı gösteren ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Bu, Belçika toplumunun Filistin meselesine duyarlılığını ve akademik özgürlük ile insan hakları arasındaki bağlantıyı ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor.
Akademik Boykotun Hukuki ve Etik Boyutu
Uluslararası hukuk açısından, akademik boykot çağrıları tartışmalı bir alan. Bazı hukukçular, Birleşmiş Milletler’in 1948 tarihli Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne atıfta bulunarak, devam eden bir soykırımın parçası olan kurumlarla iş birliği yapmanın suç ortaklığı anlamına geldiğini savunuyor.
Öte yandan, akademik özgürlük savunucuları, boykotların düşünce özgürlüğünü kısıtladığını ve bilimsel iş birliğinin her koşulda sürmesi gerektiğini öne sürüyor. Belçika’daki kampanyanın liderleri ise bu iki kavramın çelişmediğini, aksine “özgürlük adına suça ortak olmanın” etik dışı olduğunu belirtiyor.
Filistinli Akademisyenlerin Sesi
Belçika’daki kampanyaya destek veren Filistinli akademisyenlerden Dr. Rami Al-Hindi, yaptığı açıklamada: “Bizler, üniversitelerimizin bombalandığı, öğrencilerimizin öldürüldüğü bir ortamda ders vermeye çalışıyoruz. Avrupalı meslektaşlarımızın bu sessizliği bozması, bizim için bir umut ışığıdır” dedi.
Bu açıklama, akademik boykotun yalnızca bir protesto değil, aynı zamanda dayanışma eylemi olduğunu gösteriyor. Belçika’daki imzacılar, Filistinli meslektaşlarının yaşadığı ablukayı görünür kılmak ve uluslararası kamuoyunda baskı oluşturmak istiyor.
Belçika Hükümeti ve Üniversite Yönetimlerinin Tepkisi
Belçika’daki kampanyaya henüz resmi bir yanıt gelmiş değil. Ancak KU Leuven Rektörü Luc Sels, geçtiğimiz aylarda yaptığı bir konuşmada, üniversitelerin siyasi boykotlardan uzak durması gerektiğini, ancak insan hakları ihlalleri karşısında da sessiz kalmamak gerektiğini söylemişti. Bu ikilem, birçok Avrupa üniversitesinin ortak sorunu.
Belçika Eğitim Bakanlığı ise, üniversitelerin özerk kurumlar olduğunu hatırlatarak, doğrudan bir müdahalede bulunmayacağını açıkladı. Ancak bakanlık, uluslararası hukuka aykırı faaliyetlere fon sağlanmaması konusunda üniversitelere uyarıda bulundu.
Akademik Boykotun Olası Sonuçları
Eğer Belçika’daki üniversiteler bu çağrıya olumlu yanıt verirse, bunun birkaç önemli sonucu olabilir:
1. **Bilimsel iş birliklerinde daralma:** İsrail’le yürütülen teknoloji, tarım ve tıp alanındaki ortak projeler sekteye uğrayabilir.
2. **Öğrenci değişim programlarının durması:** Erasmus+ kapsamında İsrail’e giden Belçikalı öğrenci sayısı azalabilir.
3. **Filistin’e yönelik akademik destek artabilir:** Belçika üniversiteleri, kesilen fonları Filistinli akademisyenlere aktarabilir.
4. **Sembolik etki:** Diğer Avrupa ülkelerindeki benzer kampanyalara ivme kazandırabilir.
Sonuç: Akademik Dünyanın Vicdanı Sınanıyor
Belçika’da 4.500’den fazla akademisyen, gazeteci ve öğrencinin imzaladığı bu kampanya, yalnızca bir ülkenin değil, tüm dünyanın akademik camiasını ilgilendiren bir vicdan çağrısıdır. Gazze’deki insanlık dramı karşısında sessiz kalmayı reddeden bu akademisyenler, bilimin ve eğitimin aslında tarafsız olamayacağını, her zaman bir taraf seçmek zorunda olduğunu hatırlatıyor.
Türk akademisyenler ve öğrenciler için bu gelişme, kendi üniversitelerinde benzer adımların atılıp atılamayacağı sorusunu gündeme getiriyor. Türkiye’deki bazı üniversitelerde Filistin’e destek etkinlikleri düzenleniyor olsa da, kurumsal düzeyde bir boykot çağrısı henüz yapılmış değil. Belçika’daki bu model, Türkiye’de de tartışılmayı hak ediyor.
Akademik boykot, bir sansür aracı değil, bir sorumluluk eylemidir. Belçika’daki kampanya, bu sorumluluğun ne kadar geniş bir tabana yayıldığını gösteriyor. Önümüzdeki haftalarda Belçika üniversite yönetimlerinin nasıl bir karar vereceği, yalnızca Belçika’nın değil, tüm Avrupa’nın akademik geleceğini etkileyecek. Bu karar, aynı zamanda, bilimin insanlık için mi yoksa güç odakları için mi var olduğu sorusuna da bir yanıt olacak.






